muratyardimc_herkes_bir_digerinin_otekisi

Herkes Bir Diğerinin Ötekisi

| 0 Yorum

Toplum içindeki kardeşlik sadece kan bağı ile birbirine bağlı olmak değildir. Bu kardeşlik diğer bireylerle uyum içinde yaşamayı, karşılıklı sevgi ve saygıyı içinde barındırır. Bu nedenle tüm insanlar huzurlu bir toplum için birbirine hoşgörü ile yaklaşmalı, birbirlerinden hoşgörü ve anlayışı eksik etmemelidirler.

Türkiye sınırları içerisinde sürekli olarak halk bazında bir arada yaşama kültürü ile övünüyoruz. Toplum önderlerinin kimisi mozaik diyor, kimi aktörler ise “ne mozaiği ulan” diyor ama sonuçta sokakta kimi çevirirseniz çevirin, sorduğunuzda size şöyle diyeceklerdir: “Biz ayrımcılık nedir bilmeyiz, eskiden komşumuzun Alevi mi, Sünni mi, Kürt mü, Yahudi mi Hıristiyan mı olduğunu bilmez, ilgilenmezdik hiç. Herkes birbirine saygı duyar ve sevgi beslerdi. Son zamanlar baktığımızda bu adetlerin çıktığını ve ayrı gayrıların oluştuğunu görüyoruz. İşte  coğrafyanın görüp görebileceği en utanmazca yalan, en ağır iki yüzlülüktür, bu.

Popülizmin en büyük parçası olan “Hepimiz kardeşiz” ifadesi Türkiye’de yüz kızartıcı, tiksindirici bir ikiyüzlülüğün söylemidir. Hepimiz kardeşiz ama kardeşimizin adını koymuyoruz… Hepimiz kardeşiz ama kardeşimiz kendi dilinde konuşamıyor… Hepimiz kardeşiz ama bazı kardeşler ‘Devlet Baba’nın’ daha muteber çocuğu… Hepimiz kardeşiz ama eşit değiliz! Birbirimizi aslında hiç tanımadığımızı, birbirimizi tanımaya çalışmadığımızı, tanımadıkça da anlayamadığımızı, empati kuramadığımızı ve empati kuramadıkça da bu ülkede hiçbir sorunu gerçekten çözemeyeceğimizi düşünüyorum.

Tek başına ‘‘bir arada yaşama arzusu’’ yetmiyor. Bunu güçlendirmek, beslemek gerekiyor. Bunun için güçlü nedenler yaratmak, bunu sebepleriyle ortaya çıkartmak, parlatmak gerekiyor. Şimdi yapmaya çalışacağımız şey bu olmalıdır. ‘‘Ortak Gelecek için Diyalog’’; biraradalığımızın üzerinde düşünerek, emek vererek, üzerinde çalışarak elde edeceğimiz bir kazanım olmalı. Evet, birlikte bir Kurtuluş Savaşı verdik. Emperyalistleri coğrafyamızdan kovup, biz bize kaldık. Sonra ne oldu? Cumhuriyeti kurduk. Çok da güzel yaptık. Fakat birlikte kurduğumuz Cumhuriyeti zaman içerisinde tek renkli, tek sesli, tek ideolojili bir yapıya dönüştürdük. Sokakları, kentleri ‘Türkleştirdik’…  Bence Anadolu bize öğretildiği gibi 1071’de Türkleştirilmedi. Anadolu’nun Türkleştirilmesi 1923’ten itibaren gerçekleşti. Oysa Cumhuriyetimiz bu coğrafyanın bütün renkleriyle bezenerek, o renklerin her birinin varlığını koruyup güçlendirerek daha da güzelleşebilir. Bir arada yaşamayı gerçekten tercih ettiğimiz, zenginleştiğimiz, keyif aldığımız ve geleceğe taşımak için el birliğiyle mücadele ettiğimiz bir ülküye dönüştürebilmemiz mümkün.

Kürt, Türk, Ermeni, Çerkez, Boşnak vs… Türkiye’nin ayrılmaz bir parçası ve zenginliğidir. Bu zenginliğin Türkiye insanında güçlü bir farkındalık ve sorumluluk yaratması gerekir. Sorunlar hangi boyutta olursa olsun içe kapanmak veya düşük yoğunluklu iletişim sürdürmek çözüm değil. Yılda bir iki kez yürütülen küçük etkinlikler de doğru bir iletişim yaklaşımı değil. Türkiye’nin planlı, uzun vadeli bir iletişim stratejisi ile her kesime, ama özellikle de ön yargıları beslenen geniş kitlelere ulaşması gerekiyor. Bunun için sabırlı ve uzun soluklu çalışmalara ihtiyaç var. Herkese bir tür serbest kürsü, bir konuşma zemini yaratabiliriz. Evet, herkes tek tek kendi başına, kendi imkânlarıyla konuşuyor. Ama tek tek değil, birlikte konuşmalıyız.